Kur korumalı mevduat büyüklüğü 1,55 trilyon TL'ye ulaştı
İzmir'e giden depremzedeler anlatıyor: 'Kıyameti yaşadık, araftayız'
02.03.2023 - Perşembe 17:04
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “helallik” istemesine Yusuf Amca “Söylenecek çok şey var ama bırak o da içimizde kalsın" yanıtını verince, Semra ‘’İlk iki gün yardımlar gelse binlerce insan kurtulabilirdi, neyin hesabını yaptılar bilmiyorum ama artık susmayacağım, susmak için çok bedel vermedik mi amca?’’ diye soruyor.
Malatya’dan gelen Taner Kayaş da köyde çiftçilik yapıyormuş. Aile fertleri üç farklı kentte. Eskişehir'de buluşmayı planlıyorlar ama kira için çalışması gerekiyor.
Yaşadıkları durumu ise ‘’Türkiye’nin farklı kentlerine dağıldık, resmen kavimler göçü yaşıyoruz” sözleriyle tanımlıyor.
Yapılan resmi açıklamalara göre şehirler bir yılda bayındır hale gelebilecek ama büyük yıkımın yaşandığı kentlerden gelen depremzedeler buna ihtimal vermiyor.
‘’Bırakın bir yılda bayındır hale gelmesi, on yılda bile düzelmez. O molozları kaldırmak için bile bir yıl yetmez” diyorlar.
Bu misafirhanedeki depremzedeler, kısa sürede aile gibi olmuşlar. Merkezin sorumlusu Filiz Hanım, Malatya’dan gelen dört sağır dilsiz misafirle ilgilenirken, 18 yaşlarında Ahmet Albayrak adındaki genç ise gülerek yanına gelerek ailesine ulaştığını haberini veriyor. Bunu duyan depremzedeler, kendi yakınları bulunmuş kadar seviniyor.
Ahmet Albayrak, depremden 20 gün sonra anne ve babasının hayatta olduğunu öğrendi.
Bir künefecide çalışmak için Antakya’dan İzmir’e gelen Ahmet, depremden iki gün sonra şehrine varabilmiş. Tüm ailesini kaybettiğini düşünürken, 20 günün ardından annesi ve babasının Adana’da hastanede olduğunu öğrenince ''mutluluktan uçacak gibi oldum'' diyor.
Ailesini ararken enkazlardan birçok ceset çıkarmış. Gözleri dolarak anlatıyor:
‘’Beni en çok etkileyen üç yaşlarındaki bir çocuktu, bu çocuğun günahı neydi Allah’ım diyerek ağladım. Tam ümidimi kaybetmişken, annemin sağ olduğunu öğrendim. Bu yüzden hala rüyada gibiyim” diyor.
Hastanede ailesini görmek için Adana’ya gidecek ve konteyner verilirse Antakya’ya geri dönecekler.
O bunları anlatırken Antakya'da kuaförlük yapan Perihan Özen, Ahmet’in yanına gelerek sevincini paylaşıyor.
‘’Bu tür mucize hikayelerine sığınıyoruz işte” derken gözleri doluyor.
Eski Antakya’daki iki katlı evlerinin olduğu sokakta ayakta kalan iki evden biri onlarınmış. “Sanki melekler bizi korudu” diye anlatıyor.
Günlerce arabada yatıp kalkmışlar. Bölgenin tamamı yıkıldığı için enkazların arasından çıkamamışlar. Akrabaları onların öldüğünü sanmış.
“Altı gün boyunca eşimin abisini ve yengesini çıkarmak için enkaz başında bekledik, yardımlar çok geç geldi, eşim kendi elleriyle cesetlerini enkazdan çıkardı.’’
Eltisi Ankaralıymış, vasiyeti üzerine her ikisini de orada toprağa vermişler.
‘’Hiç değilse dini vecibelerle gömdük, dua edebileceğimiz bir mezarları var. Cesedinden tek parça dahi bulunmayan nice insan var. ’’
Depremden sonra yaşananları hiç unutamayacağını söyleyen Perihan, bir komşusunun hikayesini anlatırken gözleri doluyor. Günlerce enkaz altında yardım bekleyen komşularını unutamıyor.
Geç gelen yardımları, insanların bağırmaktan seslerinin kısıldığını, yardım gelmediği için birçoğunun öldüğünü söylüyor.
'İmdat diye diye öldü'
''Bir komşumuz vardı, Can amca. 'Seni kurtaracağız' dedik. Günler sonra yardım ekipleri geldi. 'Can amcayı kurtarın' dedik. Gelen ekipler birçok enkazda gençlerin olduğunu söyleyerek ‘O yaşlı, yaşamış yaşayacağı kadar, bari gençleri kurtaralım’ diyerek onu öylece bıraktı. İmdat diye diye öldü, onu hiç unutamıyorum…’’
Oğlu İzmir’de üniversite okuduğu için 17 yaşındaki kızıyla gelmişler. Eşi Antakya’ya geri dönmüş. Kentin çok kültürlülüğünü hatırlatıyor.
“Mahallemizde Ermenisi de vardı, Arabı, Kürdü, Türkü. Depremde herkes birbirine yardım etti. Burada da çok dayanışma gördük'' diyor.
Ankara’da arabasına bindikleri taksi şoförü depremzede olduklarını öğrenince, akşam onlara yemek götürmüş. Bunu gözleri parlayarak anlatıyor.
”Yaşadığımız bu kabusta bizi ayakta tutan tek şey, iyi insanlar. Hiç tanımadığımız insanlardan gördüğümüz dayanışma.’’
Kızı geliyor, bir hafta boyunca hiç yemek yememiş. Geceleri uyuyamıyormuş, uykusuzluk hepsinin ortak problemi. Birçoğu yaşadıklarını kıyamete benzetiyor.
'Bir arada olalım yeter'
“O gece depremde sokağa indiğimizde tüm mahallenin yıkıldığını gördük. Kızım ‘Allah’ım beni bu kabustan uyandır’ diyerek sinir krizleri geçirdi ama günlerdir bir kabusun içinde yaşıyoruz. Bazen sitem ediyorum Allah’a, Antakya çok mu kötü bir kentti de bu kadar büyük yıkım yaşadı, hangi dine göre günah işledi, biz neden Antakya’da kıyameti yaşadık’’ diye soruyor.
Haberleri izlemiyor, ‘’Orda gösterilenler yaşadığımız kabusun onda biri bile değil, haberlere inanmıyorum” diyor. Daha fazla kayıp haberi duymamak için de hiç kimseyi aramıyormuş.
Şehrinden uzaklaşmak iyi gelmiş, tüm depremzedeler gibi o da bir gün dönmek istiyor ama dönünce göreceği manzara onu korkutuyor.
Sözlerini gözleri dolarak şöyle sürdürüyor:
"Eskiden büyük evimiz olsun, herkesin bir odası olsun, bir ev, bir yazlık olsun derdik, bu deprem, o birkaç saniyede hiçbir şeyin bize ait olmadığını gösterdi, sahip olduğumuz her şey birkaç saniyede yok oldu. Şimdi ise sadece tek göz bir evim olsun, ailem sağ salim olsun, bir arada olalım yeter.''
ALINTI KAYNAK: https://t24.com.tr/haber/izmir-e-giden-depremzedeler-anlatiyor-kiyameti-yasadik-araftayiz,1095609